12 Eylül referandumuna 1 aydan biraz fazla zaman kaldı. Siyaset sever ülkemizde kılıçlar çekildi, saflar da belirlenmeye başladı. Bazı partiler evet cephesini oluştururken, bazı partiler ise hayır cephesindeler, bir parti ise referandumu boykot etme taraftarı. Aynı şekilde sendikalar, sivil toplum kuruluşları, dernekler ve buna benzer organizasyonlar da tavır almış durumdalar, hatta kendi kampanyalarını yürütüyorlar. Medya’nın bir bölümü şiddetli bir biçimde evetçi, diğer bir bölümü ise hayıra daha yakın. Parti liderleri her geçen gün daha sertleşiyorlar, mitingten mitinge koşan liderlerin sinirlerinin yıpranması doğal ama yine de politikacıların tavanda yarattığı sertlik ve bölünme tabana katlanarak yansıyor.

Continue reading

Türkiye, sağlık sektörünün gelişimi itibarıyla Dünya’da önemli bir devlet. SSK, Bağkur ve Emekli Sandığı gibi sosyal destek kuruluşlarına, bugün Dünya’nın en gelişmiş ülkelerinden olan Japonya, Güney Kore gibi ülkelerden önce sahip olmuş bir ülke. Günümüzde onlarca Tıp Fakültesi’nde binlerce doktor ve uzman eğitim alıyor, araştırma yapıyor. Dünya’nın en önemli kalp cerrahi Mehmet Öz’ün, en önemli beyin cerrahlarından Gazi Yaşargil’ in Türk olması bir tesadüf değil. Türkiye’deki tıp fakülteleri diğer fakültelerin aksine, uluslararası yayın sıralamasında Dünya’da ilk 25 ülke arasında yer alıyor.

Continue reading

Geçtiğimiz günlerde Türkhaber’ de okuduğum bir haber, Türk-Rus ilişkilerinin, değişen çağla da uyumlu ne kadar geliştiğini bir kez daha bana hatırlattı. Milliyet Gazetesi’nin, Rusya’nın haftalık saygın dergilerinden “Nasha Vestiya’ dan” alıntı yaptığı haberinde, Rusya ve Türkiye’nin, aralarına Ukrayna’yı da alarak, “Karadeniz Savunma Anlaşması” imzalayacağını bildiriyordu. Bu haberin doğruluğu ya da yanlışlığı başka bir konu, ancak böyle bir haberin yapılıyor bile olması iki ülke ilişkilerinde son yıllarda gerçekleşen yakınlaşmanın ve gelişmenin önemli bir göstergesi.

Continue reading

Türk dış politikasında son dönemde artan hareketlilik, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki İran’ a yaptırım oylamasında doruk noktasına çıktı. Brezilya ile birlikte, Süper Güç Amerika ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin diğer 4 daimi üyesi ve Almanya ile koordineli bir biçimde İran nükleer krizinde arabuluculuk çalışmaları yürüten Türkiye’ nin bu oylamada, yaptırımlara evet oyu vermeyeceği açıktı ama çekinser mi kalacağı yoksa, ret oyu mu vereceği son ana kadar bilinmiyordu. Dolayısıyla A.B.D, oylama anına dek Türkiye’nin oyunun renginin hayır olmaması için diplomasi yürüttü.

Continue reading

Geçtiğimiz haftaya maalesef, İsrail hükümetinin, Gazze’ye yardım konvoyunda yer alan Mavi Marmara gemisine uluslar arası sularda yaptığı baskın ve 9 vatandaşımızın bu baskında yaşamını yitirmesi damgasını vurdu. Her halinden acemice olduğu anlaşılan bu müdahale sonucunda, özellikle son dönemde izlediği dış politika ile, ekonomik gücünün çok daha ötesinde bölgesel güç olma noktasına gelen Türkiye ile Ortadoğu’nun şımarık çocuğu, Amerikan’ın gözdesi İsrail karşı karşıya geldi. Komşuları ile sıfır sorun politikası, Suriye-İsrail, Filistin-İsrail ve İran nükleer krizindeki arabuluculuk çalışmaları ile, ülkemiz tarihten aldığı gücün ve mirasın da etkisiyle, uluslar arası kamuoyunda adından sıkça söz ettiriyordu.

Continue reading

Geçen yazımda, Türkiye’nin son zamanlarda çeşitli ülkeler ile yapmış olduğu, karşılıklı olarak vize kaldırma anlaşmalarının yararından söz etmiştim. Ancak bu faydalı adımlar atılırken, içeride de vatandaşların yurtdışına seyahat özgürlüğünü kısıtlayan engellerin kaldırılmasının gerekliliğine değinmiştim. Bu yazımda ifade edilen görüşlere katılanlar olduğu gibi, farklı düşünenler de oldu. Bir bölüm okuyucu, devletin kaynağa ihtiyacı olduğunu ve yurtdışı çıkış fonu bedelinden ve pasaport harçlarından ciddi bir kaynak sağlandığını ifade etti. Bu yazımda, bu” kaynak sağlama” argümanı üzerinde duracağım.

Continue reading

Öteden beri tarihe merakım olmuştur. Okul öncesi çağda, okuma yazma bilmediğim zamanlarda bile, renkli, resimli ansiklopediler açar, buralardaki resimleri takip ederek olayları anlamayı çalışır ya da benden büyüklerden yazıları okumalarını talep ederdim. Daha sonraları tarihle ilgim genellikle tarih tersleri ile sınırlı kalsa da fırsat buldukça başka kaynakları takip etmeye çalıştım. Orta öğrenimde ise tarih dersleri, yavan, özeleştiriden uzak(bunu eleştirmek adına söylemiyorum, muhtemelen gelişmiş ülkelerde de, orta öğrenime dönük tarih kitapları tam anlamıyla özeleştiriden uzak yazılıyordur), basmakalıp ve ezbere dayalı yürütülüyordu.

Continue reading

Geçen yazımda bahsetmiştim, yurtdışında yaşayan Türk toplumu olarak, kolektif anlamda yaşadığımız ülkelerde etkin olamıyoruz diye. Ukrayna’ da yaşayan Türk toplumu bunun, olumlu anlamda istisnai bir örneği ya da hakikaten geçmiş yıllara göre, yurtdışında yerleşik Türk toplumu derlenip toparlanıyor. Benim de Türkhaber’ den takip ettiğim kadarıyla, ülkemiz hakkında filizlenmeye çalışan olumsuz girişimler, Ukrayna’ da, Büyükelçiliğimizin ve Türk toplumunun ortak gayretiyle bertaraf ediliyor. Bunlar güzel gelişmeler ancak önyargıları ve yanlış anlamaları ortadan kaldırmak ne yazık ki kolay olmuyor.

Continue reading

Author's picture

Burak Pehlivan


Kiev / Ukrayna