Tam Gün Yasası ve Sağlık Sektörü

by burakpehlivan on 02/08/2010

doktorlardan3Türkiye, sağlık sektörünün gelişimi itibarıyla Dünya’da önemli bir devlet. SSK, Bağkur ve Emekli Sandığı gibi sosyal destek kuruluşlarına, bugün Dünya’nın en gelişmiş ülkelerinden olan Japonya, Güney Kore gibi ülkelerden önce sahip olmuş bir ülke. Günümüzde onlarca Tıp Fakültesi’nde binlerce doktor ve uzman eğitim alıyor, araştırma yapıyor. Dünya’nın en önemli kalp cerrahi Mehmet Öz’ün, en önemli beyin cerrahlarından Gazi Yaşargil’ in Türk olması bir tesadüf değil. Türkiye’deki tıp fakülteleri diğer fakültelerin aksine, uluslararası yayın sıralamasında Dünya’da ilk 25 ülke arasında yer alıyor. Tabii tüm bunları sağlayan, devletin yaptığı yatırımların yanı sıra, iyi öğrencilerin tıp fakültelerini tercih etmeleri ve buralarda eğitim almanın öğrenciye cazip gelmesi. İyi öğrenci ileride iyi öğretim üyesi ve hekim demek, buna şüphe yok.

Uzun bir süredir Türkiye’de Tıp Fakülteleri Hocaları’nın, devlet hastanesi hekimlerinin, eş zamanlı olarak özel sektörde çalışıp çalışamayacakları tartışılır. Devlet dışı alanlarda çalışmak neticede bu hekimlere ek kazanç getirmektedir ve bu ek kazanç, elbette ki iyi öğrencilerin bu bölümleri tercih etmelerini kolaylaştıracak bir etmendir. Buna karşılık devlet ise, mevcut hekimden daha fazla yarar almaya çalışacaktır, nasıl ki bir işverenin aynı maaşa çalıştırdığı bir çalışanından, onu daha uzun süre çalıştırarak ondan daha fazla fayda sağlamak isteyeceği gibi.

Ben hukukçu değilim, ne bakanlık bürokratı, ne de hekimin ama neticede oluşacak sistemin bir müşterisiyim, bu nedenle herkes gibi gelişmeler beni de ilgilendirmekte. Yaşamım boyunca büyüklü küçüklü 7 operasyon geçirdim, dolaysıyla sağlık konusundan ne yazık ki deneyimli bir müşteriyim. On’lu yaşların ortalarındaydım, yaz tatilinde geçirdiğim bir kaza sonucu, yaşam tehlikesine haizdim, ailem bulunduğumuz şehrin en iyi özel hastanesine beni götürdü, 3-4 saat süren bir ameliyat sonucu yaşamımı belki yitirmedim ama kolum bir ay sonra alçıdan çıkarıldığında ne yazık ki elim kalem tutamıyordu. Daha sonra ailemle İstanbul’ a geçtik. Dönemin en iyi plastik cerrahı olan Ayan Bey elimi kontrol etti ve ne yazık ki iyi bir ameliyat geçirmediğimi söyledi. Ancak3-4 yıllık bir süre zarfında bir dizi operasyon ile elim eski haline dönebilecekti, tabii süreç pahalıydı. Babam, mali durumumuzu ifade etti, doktor bey meraklanacak bir şey olmayacağını bakışları ile belli etti, önemli olan onun için hastasının sağlığıydı. Alçakgönüllü gülümsemesi hale gözümün önümdedir. Beni o yıl bir kez ameliyat etti, lise yaşamımda tükenmez kalemle de olsa yazabiliyordum hatta çok sevdiğim basketbolu bile oynayabiliyordum. Üniversiteye girerken yaptığı ameliyat ile elimi tamamen eski haline getirdi, artık hiçbir işlevsel sorun kalmamıştı. Bu büyük hekim, büyük insan ihtiyaç duyulan fizik tedaviye kadar, bütün maliyet kalemlerini komik rakamlara indirdi. Birkaç yıl önce, yine plastik cerrah olan bir sınıf arkadaşım ile karşılaştım, ona hocaya sordum. Onun bir efsane olduğunu ama ne yazık ki yaştan dolayı ameliyatlara girmediğini söyledi. Eminim ki yerine kendi gibi öğrenciler yetiştirmiştir.

Türkiye’de böyle hekimler var. Tabii ki hekimliğinin maddi olanaklarının geniş olması böyle yetenekli insanları bu alana yönlendiriyor. Benim bu ve benzeri kişisel deneyimlerim gösteriyor ki, bu hekimler ne olursa olsun maddi olanakları yeterli olmayan insanlara gerekli özeni gösteriyorlar. Tabii ki her meslek grubundan olduğu gibi, bu meslek grubundan da Hipokrat yeminine bağlı kalmayan, maddi çıkarlarını hasta çıkarlarının önünde tutanlar çıkabilir ama eminim ki bu tarz hekimler ülkemizde azınlıkta kalmaktadır.

Tam gün yasası ne getirecek, ne götürecek bilemiyorum ama bu tür yasaların hazırlanma ve yasalaşma süreci tarafların katılımına daha açık ve şeffaf olmalı. Tabii ki sağlık harcamaları bütçede önemli bir yer tutuyor ve hükümetlerin bu konuda tasarruf yapmaya çalışmaları doğal ancak bunu yaparken dikkatli olunmalı. Siz tüm hekimlere zorunlu hizmeti şart koşarsanız, onların gelir kapılarını kapatırsanız, zaten 30’lu yaşlardan itibaren para kazanmaya başlayacak olan bu meslek grubuna ilgiyi azaltabilirsiniz. Bu yaptıklarınızın sonuçları bugün gözükmez ama 10-15 yıl sonra niteliğe değil niceliğe önem vermenin olumsuz etkilerini görürsünüz.

Geçenlerde bir başka ameliyat için özel bir hastaneye gittiğimde, hoş bir manzara ile karşılaştım. Ameliyat için bekleyen hastaların birçoğu Türk değildi. Aralarında, Almanlar, Hollandalılar, Araplar ve hatta Ukraynalılar vardı. Türkiye sağlık alanında, Dünya’ da önemli bir merkez olma yolunda ilerliyor bu açık. Ülkemizin bir finans merkezi olur mu bilinmez ama sahip olduğu insan ve tabiat potansiyeli ve ciddi bir hükümet politikası ile çok rahat, dünya çapında bir sağlık merkezi olabilir, bugün Amerika’nın olduğu gibi.

Amerika ve sağlık açısından bugün dünyaca bilinen şehirleri hep böyle değildi ve bu başarı onların kaderi de değildi. Bu başarı doğru planlama ve uygulama ile zamanla gerçekleştirildi. Çarpıcı bir örnek Clevland şehridir. Bu şehir, ABD’ de 70′ li yıllara kadar, kentte bulunan demir-çelik fabrikaları ile refah düzeyinin çok yüksek olduğu bir şehirmiş, daha sonra bu sektör Uzakdoğu üreticileri karşısında rekabet avantajını kaybedince, fabrikalar birbiri ardına kapanmaya başlamış ve şehrin yaşam standardı düşüş göstermiş. Bu duruma çare bulmak isteyen şehir yöneticileri bir vizyon geliştirmişler ve şehri sağlık merkezi haline getirmeye çalışmışlar. Şehirde yapılacak sağlık tesisleri yatırımları özendirilmiş, çalışacak yüksek nitelikli sağlık personelinin ve ailelerinin burada yaşamasını özendirecek olanaklar oluşturulmuş ve şehir birkaç on yıl sonra eskisinden de refah düzeyi yüksek, bugün Birleşik Devletler’ in en zengin yerleşim yerlerinden biri haline gelmiş.

İktidar partisinin sloganında olduğu gibi büyük düşünmek gerek. Ancak, hükümetlerden beklenen slogan ile yetinmeyip, vizyon geliştirmeleri ve düşünceyi, projeye, projeyi eyleme dönüştürmeleri. Türkiye değil bölgesel, dünya çapında bir sağlık merkezi haline gelebilir. Bu, ülkeye para, prestij; vatandaşa ise daha iyi sağlık hizmeti ve refah getirir. Bu süreç başlamış bulunmakta, birçok sağlık kuruluşu yurtdışından hasta getirip Türkiye’de, ameliyat yapıyor, yabancı hastaları ülkemizde tedavi ediyor. Bunun yanı sıra özellikle sahip olunan şifalı su kaynakları ülkemizi sağlık turizminde avantajlı kılıyor. Gönül istiyor ki tam gün yasasına harcanan mesai, bu ülkenin sağlık alanında farklılaşmasına harcansın ve bu konuda alınacak kararlar tüm tarafların katılımıyla şekillensin, nitelikli hekim ve sağlık hizmetinden ne pahasına olursa olsun taviz verilmesin. Bütçede bugün için ortaya koyulacak rahatlama, yarın yazamayan elin, göremeyen gözün ya da yaşama vaktinden önce veda ettiği için, bu ülkeye daha fazla hizmet edememenin orta ve uzun vadede götürdüklerinin altında kalmasın.

Burak PEHLİVAN


Aşağıdaki butonları tıklayarak, yazıyı arkadaşlarınızla paylaşın!

Leave a Comment

Previous post:

Next post: