İtalyanlar’a neden hayır dedim?, Burak Pehlivan

by burakpehlivan on 01/11/2015

Italy Adopts $30 Billion of Cuts in EU Deficit Push...The Italia

Ekibimle ofiste toplantı halindeyiz; kriz döneminde alınacak önlemleri konuşuyoruz. Ukrayna’ya karamsar bir hava hakim, bu hava çalışanlarımıza da yansımış. 2013 yılı sonunda bir dolar 8 grivnadan işlem görürken, grivnanın değerinin serbest düşüşe tabii olduğu bir dönemden söz ediyorum. Bir dolar, 30 grivnayı aşmış. Sakin olalım diye başlıyorum toplantıya, biz teknik bir iş yapıyoruz, 2015 yılında bilakis büyüyeceğiz, rakiplerimize göre daha küçük ama dinamik bir firmayız, bu ülkede öyle ya da böyle makineler çalışacak, üretim de, inşaat da olacak biz ise servis vermeye devam edeceğiz diyorum. Evet makine belki satamayacağız ama bu da dünyanın sonu değil, demek ki eski makineler daha çok çalışacak, bundan dolayı daha çok bozulacak, daha çok servise ihtiyaç duyacak, bu nedenle hatta ekibimize yeni katılımlar olacağını düşündüğümden söz ediyorum. O sırada telefonum çalıyor, telefondaki isim İtalya Ukrayna İşadamları Derneği başkanı Giuseppe Laghezza Masci. Giuseppe, “acil görüşmemiz lazım, öğlen yemeğe davet etmek istiyorum” diyor, toplantıda olduğumu belirtiyorum ama Giuseppe’nin belli ki yardıma ihtiyacı var, hayır diyemiyorum, toplantı biter bitmez hızla geleceğimi söylüyorum.

Giuseppe ve arkadaşlarını Kiev’in şık İtalyan restoranlarından birinde beni beklerken buluyorum. 7-8 İtalyan, aralarından yalnızca birkaçını tanıyorum. Masaya kasvetli bir hava hakim. Beni görünce Giuseppe’nin yüzünde belli belirsiz bir gülümseme beliriyor, “hoş geldin, biz de seni bekliyorduk”diyor. Hızla siparişler veriliyor. Konuya Giuseppe giriyor. Ukrayna’nın ciddi sıkıntıda olduğundan, doğudaki çatışma ortamından, yüksek küçülme oranlarından, ülkeyi birbiri ardına terk eden İtalyan profesyonellerden, işadamlarından, şirketlerinden söz ediyor. Hemen hemen tüm İtalyan firmalarının kendi haline düştüğünden, az sayıda kar eden İtalyan firmasından bile dernek aidatı toplayamadıklarından yakınıyor, tam anlamıyla bunaldıklarını belirtiyor. “Yalnız biz bu durumda değiliz, görüyorsun Alman İşadamları Derneği bile hiçbir faaliyette bulunmuyor” diye de ekliyor .

ospitalita-italiana

Böyle bir ortamda Türk iş dünyası olarak nasıl ayakta kaldığımıza şaşırdıklarını belirtiyor. “Her zamankinden de daha çok faaliyet yapıyor, sürekli büyükelçiliğinizle, devlet kurumlarınızla da koordineli bir şekilde çalışmalarınıza devam ediyorsunuz, bu nasıl oluyor, biz aynı ülkede yaşamıyor muyuz?” diye soruyor. Masada tanımadıklarımdan genç bir İtalyan işadamı söze karışıyor Türkler’e hayran olduklarını, birçok İtalyan’ın devleti yalnızca vergi toplayan bir otorite olarak gördüğünü, yurtdışında elçiliklerden uzak durduğunu, biz Türkler’in ise sürekli olarak büyükelçilik ve bağlı kurumlarla farklı faaliyetlerin içerisinde yer almalarını takdirle karşıladıklarını belirtiyor. İtalyanlar belli ki çok dolular. Yemeğin sonuna doğru, İtalyanlar’ın başkanı, beni esas davet etme nedenlerini paylaşıyor, yakın bir zamanda seçimleri olduğunu, beni de derneklerinden yönetim kurulu üyesi ve hatta başkanvekili olarak görmek istediklerini belirterek, tekliflerini yapıyor. Şaşırıyorum, açıkçası böyle bir teklif beklemiyorum. Zira İtalyan İşadamları Derneği, Avrupa İş Derneği ya da Amerikan Ticaret Odası gibi uluslararası şirketlerin temsilcilerinden oluşan çok milletli yönetim kurullarına sahip değil, yönetim kurulları yalnızca İtalyanlardan oluşuyor.

c9d9a44e6a717a85377849fdd986b50be4da2b5c

Tekliflerinden açıkçası gurur duyduğumu, bu teklifi yapmalarını benim bir başarımdan ziyade, Ukrayna’daki Türk iş dünyasının her ortamda birlik ve beraberliğini korumasından, Ukrayna’da krizin en ağır hissedildiği dönemde bile Ukrayna’ya ve bu ülke insanına inancını kaybetmemesinden kaynaklandığını bildiğimi belirtiyorum. Ancak zaten kendi işlerim, dernek faaliyetleri derken, kendi özel yaşamıma bile yeterince vakit ayıramadığımdan bahsederek, beni bu çok onurlandıran tekliflerini kabul edememek durumunda olduğumu ifade ediyorum. Kaldı ki başarımızda en büyük pay sahibinin, biz Türkler’in her zaman doğduğumuz, yaşadığımız ülkeye, parçası olduğumuz topluma borçlu olduğumuz düşüncesiyle hareket etmemiz ve bundan dolayı ek efor sarf etmemiz olduğunu ve bunun hakkını İtalyan İşadamları Derneğinin çatısı altında verememekten endişe ettiğimi söylüyorum. Her zaman hem şahsım, hem de dernek olarak İtalyan dostlarımızın da yanında olduğumuzu, bizden istedikleri bilgileri, paylaşacağımızı, morallerini bozmamalarını gerektiğini ekliyorum. Ukrayna’nın çok büyük ve potansiyelinin çok küçük bir bölümünü kullanan bir ülke olduğunu ama er ama çok hızlı bir büyüme sürecine gireceğini sabır göstermek, sebat etmek gerektiğini belirtiyorum. Belki içtikleri şarabın, belki yenilen nefis yemeklerin, belki sözlerimin belki de tüm bunların biraz etkisiyle, masadan ayrılırken İtalyan dostların çok daha neşeli olduklarını fark ediyorum.

Italy_SMALL

İtalya, refahını II. Dünya Savaşı sonrasında 1950-1980 yılları arasındaki yüksek büyüme oranlarına borçlu. Bu dönemde Avrupa’da en hızlı büyüyen ekonomilerin başında gelirken, Fransa ve İngiltere’nin neredeyse iki katına yakın büyüdü. Almanya gibi yüksek teknolojide ürünler yerine, daha ikincil önemde ürünlerde sanayisi uzmanlaştı, dolayısıyla büyüme sürecinde kendi ürettiği ürünlerde görece rekabetin dışında kaldı. Makine, otomotiv, tekstil, kimya, seramik, dayanıklı tüketim gibi sektörlerde fiyat-kalite dengesinde önemli bir yer edindi. Girişken İtalyan işadamları bu ürünleri dünyanın her yerine satarken, ülke turizmiyle, farklı tasarımları, mutfağı ve kültürüyle müthiş bir imaj edindi. Bu ise markalaşmaya yansıdı ve İtalyan ürünleri aynı kalitedeki akranlarına göre çok daha yüksek fiyatlardan alıcı buldu. Ancak özellikle 2000’li yıllardan itibaren İtalyan sanayisi Türkiye, Çin, Polonya ve Kore gibi ülkelerin üretimleri karşısında geriliyor. Yüksek vergi oranları, yolsuzluk, yüksek devlet borçluluğu, kapanan, ülkeyi terk eden fabrikalar, hiç eksik olmayan siyasi istikrarsızlık İtalyanlar’ın moralini bozmuş durumda.

Ofise dönerken yolda bunları düşünüyorum. Türkiye son yıllarda artan nüfusu, çalışma çağındaki gençlerin yüksek oranı, geçmiş yıllarda kullanılamayan potansiyelin oluşturduğu baz etkisi, siyasi ve ekonomik istikrarın çektiği yabancı sermaye ve özel sektörün borçlanma kabiliyetinin artması, kamu maliyesindeki disiplin gibi parametrelerle, istenilen oranda olmasa da hızla büyüdü. Tüm bunlara rağmen, İtalya’nın ekonomik büyüklüğü, bizden daha az bir nüfusa sahip olmalarına rağmen ülkemizin neredeyse 3 katı. Ancak biz çıkışta olan bir ülkenin vatandaşlarıyız, onlar ise inişe geçmiş bir ülkenin vatandaşları, dolayısıyla yüksek yaşam standartlarına rağmen, Türkiye’yi ne kadar çok takdir ettiklerini İtalyan dostlardan duymak eskisi kadar şaşırtıcı gelmiyor.

20151101023923

Bu anımı, geçtiğimiz hafta Ukrayna’daki en büyük Türk yatırımı olan Turkcell’in ülkede yeni göreve başlayan CEO’suna hoş geldin yemeği için toplandığımızda hatırladım. Zira yemekte, Amerika’nın en büyük uluslararası bankası Citibank’ın Ukrayna başkanı ve Amerikan Ticaret Odası yönetim kurulu başkanvekili Steven Fisher, etkinlik için toplanan Türkler’ in niteliği ve niceliğine bakarak, Ukrayna’da başka hiçbir milletin işadamları, siz Türkler gibi birlik ve beraberlik içerisinde bu tarz organizasyonları, bu kadar sıklıkla yapamıyorsunuz derken, İtalyanların, Ukrayna Türk iş dünyası konusundaki düşüncelerinde yalnız olmadıklarını bana hatırlattı. Elbette, batılıların özellikle Amerikalıların bizlerden farklı olarak karşılarındakilerine iltifat etmeye ve ülkemizde zaman zaman unutulan -yüceltme-kavramına verdikleri önem malum ama yine gerçeklik payı olmayan alanlarda bunu yapmazlar.

Ukrayna’daki Türk iş dünyasının sahip olduğu kısıtlı imkânlar düşünüldüğünde, etkinliği, görünürlüğü, tanınırlığı ve saygınlığı görece çok daha fazla. Düşünün ülkedeki tüm Türk sermayesinin toplamı, İtalyanların tek bir şirketinin, Uni Credit’in Ukrayna’ya getirdiği sermayenin yarısı etmiyor. Ancak dinamikliğimiz, Ukrayna’daki birçok uluslararası şirket ve kurumdaki üst düzey Türk yöneticilerin varlığı; turizmiyle, bayrak taşıyıcı havayolu şirketinin başarısı, yurtdışında beğeniyle takip edilen dizi endüstrisi, mutfağı, kültürü ve yurtdışındaki yardım faaliyetleriyle artan yumuşak güce sahip olan bir ülkeyi temsil etmemiz bize büyük bir artı olarak dönüşüyor. Ancak bir önemli nokta daha var ki Ukrayna’daki Türk toplumunun gönül verilen takımlardan, desteklenen siyasi partilere, dinsel eğilimlerden yaşama bakışa kadar sahip olunabilecek birçok farklılıklardan dolayı ayrışmaması, buna karşılık ortak noktalarda, özellikle Türkiye’yi ilgilendiren konularda birleşmesi. Belki de başka milletlerin işadamlarının da takdirle karşıladığı başarımızda en büyük payı buna borçluyuz. Ukrayna’da, işadamından, öğrencisine, profesyonel yöneticisinden, devlet görevlimize sayımız birkaç binle sınırlı ve biliyoruz ki ayrışmak gibi bir lüksümüz yok.12046779_10153807968900649_164056911578695755_n
Geçen hafta yemekte hatırladığım bu anıyı, kaleme almak ise, 1 Kasım’da ülkem için önemli bir seçim gününde kısmet oldu. Sandıktan ne çıkarsa çıksın, vatanımız ve milletimiz için hayırlısı ne ise sonuçlar o şekilde olsun. Farklılıklarımızla ayrışmadığımız, aksine ortak noktalarımızda birleşen bir millet olduğumuzda hem ülkemize barış, huzur, istikrar ve refah hızla gelecek hem de bu güzellikler, bölgede refah ve istikrar adası olan bir Türkiye’nin varlığıyla, son yıllarda kuzeyi ve güneyiyle ateş topuna dönüşen coğrafyamıza olumlu bir biçimde yansıyacaktır.

Burak PEHLİVAN

Aşağıdaki butonları tıklayarak, yazıyı arkadaşlarınızla paylaşın!

Leave a Comment

Previous post:

Next post: