Kiev’deki Hidropark ve Olimpiyatlardaki Başarımız

by burakpehlivan on 15/08/2012

Kiev’in sol yakasına Metro Köprüsü’nden geçtiğinizde yolun sol bölümündeki nehir adasında Hidropark kompleksi yer alır. 1968 yılında, Ekim Devrimi’nin 50. yılı anısına inşa edilen bu kompleks daha ziyade orta ve düşük gelirli Kievliler’in rağbet ettiği plajlara, cafelere, eğlence yerlerine ev sahipliği yapar. Hidropark’ta bir alan daha vardır ki bu alan, burada kullanılan spor aletlerini daha ziyade bu aletleri kullananların tasarladıkları adeta bir açık hava fitness parkıdır. Buradaki alıştırma aletleri ilkel görüntülerine rağmen, işlevsel olarak en lüks fitness salonlarını bile aratmazlar.

İstanbul’dan gelen, kendisi de bir spor dalında milli formayı defalarca giymiş ve uluslararası başarıları olan arkadaşıma Hidropark’ı gezdirirken, onun bu alanı gördüğündeki şaşkınlığını ve hayranlığını anlatamam. 70 yaşında barfiks çeken amcadan, kum üzerinde oluşturulan pistte boks tutan gençlere, yaşı belki de 80’i bulan ama boyun egzersizi çalışan bey amcaya ve görüntüsündeki korkunçluğa rağmen fonksiyonel olarak hiçbir eksiği olmayan kardio aletinde ısınan bayanlara kadar yüzlerce kişi biz orayı gezerken spor yapıyorlardı. Arkadaşım kamerası elinde hayranlıkla çekim yaparken, o sırada artık sonuna yaklaşan Londra Olimpiyatlar’ı ile Ukrayna ve Türkiye’nin olimpiyatlardaki başarısı üzerine bir sohbet başladı aramızda.

Ukrayna’nın içinden doğduğu Sovyetler Birliği elbette ki “devrimin vatandaşlarının” fiziksek olarak güzel, güçlü olmasını istiyordu, zira ancak komünizm fiziksel manada da üstün insanı oluşturabilirdi. Hitler Almanyası’nın da spora, izciliğe, jimnastiğe iyi savaşacak güçlü askerler yetiştirmek için önem vermesi gibi Sovyet rejiminde bu tarz bir algı da vardı kuşkusuz. Ancak neticede bu rejim, daha küçük yaşlardan itibaren, sağlıklı yaşamı, doğru beslenmeyi ve sporu yoldaşların içselleştirmesini sağlıyordu. Dolayısıyla toplumun düzeyi yükseldikçe, dünya çapında sporcuların daha üst seviyelere çıkması için kat etmeleri gereken seviye farkı da azalıyordu. Nitekim Sovyetler Birliği, Olimpiyat Oyunları’nda ABD ile birlikte hep ön sıralarda yer alıyordu. Soğuk Savaş yıllarında iki süper güç kozlarını savaş meydanlarında değil, madalya podyumlarında paylaşıyordu.

Ukrayna gibi eski Sovyet ülkeleri, açıkçası bu mirası devam ettiriyorlar. Kişi başına en gariban zamanında bile 70 kilo et düşen Ukrainler’in, bizim yetersiz beslenen Anadolu insanımıza karşı zaten bir fiziksel artısı oluşuyor, buna bir de disiplinli çalışma ve sporun küçük yaşlardan beri içselleştirilmesi eklenince Ukrayna’nın yalnızca aldığı madalya sayısı artmıyor, yüzmeden, jimnastiğe, bokstan, kanoya, atletizmden, okçuluğa, atıcılığa madalya alınan branşların çeşitliliği de artıyor. Olimpiyatlar gibi büyük müsabakalarda ne yazık bugünden yarına sonuç alınamıyor. Nitekim geçtiğimiz günlerde geride bıraktığımız Londra Olimpiyatları’nda aldığımız sonuç, üç tarafı denizler ile çevrili ülkemizde her mahalleye yayılan havuzlar olmadıkça, antrenörler için iyi eğitim olanakları yetersiz kaldıkça, kamuoyunun futbol ve birkaç takım sporu dışındaki spor dallarına karşı ilgisi yükseltilemedikçe, küçük yaşlardan itibaren spor yapma, sağlıklı beslenme bilinci insanımıza verilemedikçe; başarının cumhuriyet altınlarıyla da sosyal hizmetler yurtlarında kalan çocuklardan yetenekli olanlarının sporcu olarak yetiştirilmesiyle de ve en nihayetinde devşirme yöntemiyle de sağlanmasının zor olduğunu gösteriyor.

İtalya ve İspanya gibi ülkeler, büyüyen ekonomilerine ve refah artışlarına bağlı olarak, spor konusunda özellikle takım sporlarından başlayarak 70’li, 80’li yıllarda dünyada önemli noktalara geldiler. Su altı balık avcılığında da, bisiklette de, araba yarışlarında da, olimpik birçok branşta da sporcuları büyük başarılar sergilediler, sergiliyorlar. Elbette bu ülkelerin artık genç nüfusları azalıyor ve onlarında gerisinden gelen ama daha büyük genç nüfuslara sahip ülkeler ya da Çin gibi sahip olduğu rejimin PR’ını yapma amacında olan devletler karşısında geriliyorlar ama yine de küçümsenemeyecek noktadalar hala. Devletler açısından ekonomik büyümenin oranı önemlidir ama o ülkelerin vatandaşları için ekonomik göstergeler kadar sosyal ve kültürel gelişmişlik endeksi de önemlidir. Kişi başına geliri 10 bin doları aşan Türkiye, Olimpiyatlarda yalnızca 5 madalya alırken, kişi başına geliri ancak 3 bin dolar olan Ukrayna’nın hem de bağımsızlık döneminin en kötü performansıyla kazandığı 20 madalyası düşündürüyor elbette.

Türkiye artık belli bir seviyeye gelmiş ise eğer, eğitimden, sağlığa, spordan, kültüre, müziğe, sinemaya her alanda ülkemizin dünyada söz sahibi olduğu ve böylece ülke değerimizin arttığı günlerin artık uzak olmadığını düşünmek istiyorum. Böylece ülkemizin markalarının, şirketlerinin ve de en önemlisi ortalama vatandaşlarının dünyadaki değeri, prestiji artacaktır. Ülkemizi yönetenlerin de bu bilinç ve şevkle çalıştıklarından eminim.

 

Burak PEHLİVAN
www.burakpehlivan.org
http://twitter.com/bpehlivan

Share on Facebook41Share on Google+0Share on LinkedIn0Tweet about this on TwitterPin on Pinterest0

Aşağıdaki butonları tıklayarak, yazıyı arkadaşlarınızla paylaşın!

{ 1 comment… read it below or add one }

Peyami Safa September 9, 2012 at 05:50

Beğenmediğimiz öcü komunist rejiminin iyi yanları da varmış demek ki. Bu gün geçmişinin sağlam temelleri üzerine inşa edilen genç Ukrayna devletinin yetişmiş eğitimli halkı ve sağlam alt yapısı ile her alanda bir adım önde olduğu yadsınamaz. Bir zamanlar küçümseyici gözlerle baktığımız 3. sınıf gördüğümüz Ukrayna ve bu bağlamda diğer Sovyet geçmişi olan ülkeler bir çok alanda bizi çoktan geride bıraktı geçen 21 yıllık zaman içerisinde.

Reply

Leave a Comment

Previous post:

Next post: