Kiev Yazana Cömert, İstanbul’a Hayran Şehir, Bloomberg dergi için yazdım

by burakpehlivan on 07/03/2020

 

Kiev, yazana cömert, İstanbul’a hayran şehir

Kiev cömert şehirdir, yazarken yer ve konu bulmada sorun çıkarmaz. Bu da aslında neyi yazmayı öncelemeniz gerektiği konusunda karşınıza zor bir ikilemi beraberinde getirir. Her ne kadar 482 yılında kurulsa da şehrin bugüne ulaşan en eski iki yapısı aslında Kiev’i, Osmanlı’nın Pay-i Tahtı olmadan önce Roma’ya ve akabinde Doğu Roma’ya başkentlik yapan İstanbul’a götürür. Çünkü bu iki yapı da, hayat bulduğu şehri o dönemde birçok başka şehrin yapmaya çalıştığı gibi İstanbul’a benzetmek için inşa edilmiştir. Birbirlerinden 300 adım uzaklıktaki bu iki, bin yıllık yapı Aziz Sofiya Katedrali ve Altınkapı, Kiev’i anlamak için iyi bir başlangıçtır. Ben de yazının başında değindiğim ikilemi bu iki yapıyla bir kenara bırakacağım.

Aziz Sofiya Katedrali önünde yükseldiği ve adını verdiği meydanı Hetman Bogdan Himeniltskiy’in heykeli ile paylaşır. Şaha kalmak üzere olan atının üstünde, elinde Ukrayna kültüründe gücün simgesi olan bulavayı (topuz) tutarak betimlenen tarihteki ilk Ukrayna Kazak devletinin kurucusu olduğuna inanılan Hetman Bogdan Himeniltiskiy’in heykeli adeta, yüzünün dönük olduğu 1000 yıllık tarihi burada selamlar. Hetman Himeniltskiy, Katolik Lehistan’a karşı başlattığı isyanda, kendisi gibi Ortodoks olan Rus Çarlığı ile 1654 yılında Kiev’e 95 km mesafedek Pereyaslav’da aynı adlı antlaşmayı yaparak, Lehler’e karşı başlattığı savaşta başarılı olurken Ukrayna Kazaklar’ının bağımsızlığını ilan etti. Bazı tarihçiler onu ilk Ukrayna Kazak Devleti’ni kurduğu için bir askeri deha, büyük bir devlet adamı olarak görürken, kimi tarihçiler ise onu naiflikle suçlayarak, bu antlaşmanın, Ukrayna üzerinde yüzlerce yıl sürecek Rus egemenliği ve etkisine yol açtığını düşündükleri için onu eleştirirler. Tarih söz konusu olduğunda birbiriyle zıt bakış açılarına şaşırmamak gerek. Nitekim tarih, zaman ve yer olarak bir kez yaşanıyor ama farklı zamanlarda ve yerlerde birçok biçimde, onu yazana göre değişik yorum ve versiyonlarla karşımıza çıkabiliyor.

Sofiskaya Meydanı, 2014’te Bağımsızlık Meydanı’nda gerçekleşen Avrupa Meydanı Devrimi sonrasında ise Kiev’in kültür ve sanat faaliyetleri açısından ana meydanı haline geldi. Kışın Kiev’in sembolü olan ana Yılbaşı Ağacı “Yolka” burada kurulurken, bu görece küçük ama zarif meydan aralık ayında renkli yılbaşı panayırına da ev sahipliği yapıyor.  Şehirdeki açık hava konserleri de Aziz Sofiya Katedralinin duvarlarının hemen dibinde dinleyicisiyle buluşuyor.

Aziz Sofiya Katedralinin 1011’de inşasına başlayan da Kiev Rusları’nın devlet dini olarak Hristiyanlığı kabul etmesini sağlayan da aynı isim, Kiev Rusları’nın efsanevi hükümdarı Büyük Vladimir. Onun hükümdarlığında Kiev, İstanbul’dan sonra Avrupa’nın en büyük ikinci şehri haline gelirken, Kiev’in hayranı olduğu İstanbul’a benzemesiyle daha da güçlenip, güzelleşeceğini düşünen Vladimir, neredeyse bin yıl boyunca 1453’te Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u alana kadar Hristiyanlığın en büyük ve en önemli mabedi olan İstanbul’daki Ayasofya’nın yani Kutsal Bilgelik Katedrali örnek alınarak Kiev’e bu katedralin inşasını buyurmuş. Kiev’i gezip görenlerin bu iki Ayasofya arasında benzerlik kurmakta zorluk çekmeleri ise doğal karşılanmalı.  Zira katedral, Kiev’de Doğu Avrupa’nın en eski Üniversitesi Kiev Mogila Akademi’yi de kuran Romen kökenli Metropolit Petro Mogila’dan tarafından 17. yüzyılda büyük bir restorasyona tabi tutulmuş. Çan kulesinin de aralarında bulunduğu dış bölümleri Ukrayna Barok stilinde yeniden inşa ettirilmiş. Ukrayna’da 2 grivnalık banknotların arka yüzünü süsleyen Kiev Aziz Sofiya Katedrali’nin 11. yüzyıldaki orijinal haline dikkatlice baktığınızda ise model olarak alındığı İstanbul’daki Ayasofya ile arasındaki çarpıcı benzerlikleri yakalamanız mümkün. Kiev’in Beyaz Mabedi, aynı zamanda 1990 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine  giren Ukrayna’daki ilk eser de olmuş.

Aziz Sofiya Katedralinden çıkıp sağa doğru Büyük Vladimir’in ismini taşıyan Vladimirskaya caddesi üzerinden sağ koldan devam ettiğinizdeyse Kiev’in o dönemki 3,5 kilometrelik görkemli surlarının ana giriş kapısı olan Altınkapı’ya ulaşırsınız.

Altınkapı, Ukraynacası ile Zoloti Vorota ya da İngilizce Golden Gate, Kiev ve İstanbul’u birbirine bağlayan ve bir şekilde günümüze ulaşan iki önemli tarihi eserin ikincisidir ve Sofiskaya Katedralinden yalnızca birkaç yıl daha gençtir. İstanbul’un o dönemki giriş kapılarından, güzelliği, süslemeleri ve azametiyle dikkat çeken Altınkapı örnek alınarak inşa edildiğinden, ona bu isim verilmiş.  Yapımına 1017 yılında Büyük Vladimir’in oğlu Kiev Rus Hükümdarı Bilge Yaroslav tarafından başlanan eser, inşasının tamamlandığı 1024 yılından tamamen yıkılana kadar şehrin ana giriş kapısı olarak yüzlerce yıl hizmet vermiş. Kiev Ruslar’ın en görkemli dönemi olan 11. yüzyılda şehrin surları burada başlayıp bugünkü isimleriyle Kreşatik Caddesine iniyor, Bağımsızlık Meydan’ında şehrin ikinci kapısı Leh Kapısı’na kavuşuyor, Mihaylovska ve Kostyolya Caddeleri üzerinden, Altın Kubbeli Mihaylovska Katedralinin kenarından geçerek Lvivska Meydanına kadar uzanıyor, burada ise şehrin üçüncü ve son kapısı Yahudi Kapısı’na bağlanıyormuş.  Oradan ise bugünkü Yaroslaviv Val Cadddesi boyunca tekrar Altın Kapı’ya uzanıyormuş. Nitekim bu, üstünde şehrin şık restoran ve kafelerinin yan yana sıralandığı caddenin ismi de Türkçe Yaroslav’ın suru anlamına geliyor. Ortaçağ Kiev’inin Altınkapı dışındaki iki kapısı Leh ve Yahudi kapılarından ve surlarından bugüne ise maalesef hiçbir kalıntı ulaşamamış.

Bugün gördüğümüz Altınkapı, Kiev şehrinin kuruluşunun 1.500. yılı anısına Sovyet idarecileri tarafından Vladimirskaya ve Yaroslaviv Caddeleri’nin kesişiminde, onun kalıntıların bulunduğu yere yeniden inşa edilen yapı. Altınkapı’nın ilk halinden herhangi bir resim, çizim günümüze kalmadığı içinse bugünkü yapının orijinaliyle ne kadar benzerlik gösterdiğini bilmemiz mümkün değil. Çevresinde düzenlenen, içinde oturtulduğu parkta, onu inşa eden Kiev Rus Hükümdarı Bilge Yaroslav’ın, Kiev şehrinin ona minnettarlığını sembolize eden ve Kiev şehrinin bir maketini elinde tutarken tasvir edildiği bir de bronz heykeli bulunuyor.

Kiev’deki Altınkapı’nın ismini aldığı İstanbul’daki orijinal Altınkapı’ya gelince. İstanbul’un Fethinden sonra ismi İsakapı’ya çevrilirken. 1509 yılı büyük İstanbul depreminde tamamen yıkılmış. Bugüne ulaşan kalıntılarıysa İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin yerleşkesi içerisinde yer alıyor.

Kiev’in en tarihi caddesi Vladimirskaya Caddesi yalnız İstanbul ile Kiev’i zaman tünelinde birbirine bağlayan Altınkapı ve Sofiskaya Katedraline değil daha birçok esere, gezilip görülecek yere de ev sahipliği yapıyor. Caddenin, hemen başladığı yerdeki Andrevskiy Yokuşu ve üstüne kurulan Bit Pazarı, buradaki barok mimari şaheser Andrevksiy Katedrali, Sofiskaya Katedrali’nin hemen karşısındaki yer alan ve 1930’lu yıllarda Sofiskaya Katedrali kadar şanslı olmayıp, Sovyetler’in dinsizleştirme politikalarının sonucu olarak tamamen yıktırılan ancak 1996 yılında orijinaline bağlı kalınarak yeniden inşa edilen Altın Kubbeli Mihaylovska Manastırı bunlardan sadece birkaçı. Altınkapı’nın hemen devamında, birkaç adım ötenizde karşınıza çıkan Kiev Operası ise 120 yıllık tarihinde sahnesini binlerce kez opera ve bale şaheserlerine, muhteşem orkestralara ve dünyaca ünlü bale ve opera sanatçılarına açmış adeta mimari bir anıt. Tarihi kadar modern yüzü, kültürü sanatı kadar doğası ve yeşiliyle, gezenler kadar, içinde yaşayanların bile onu her zaman keşfetmekten keyif aldıkları bir şehir Kiev.

 

Burak Pehlivan

 

 

 

Aşağıdaki butonları tıklayarak, yazıyı arkadaşlarınızla paylaşın!

Leave a Comment

Previous post:

Next post: