Alfred Nobel, Zıtlıkların İnsanı

by burakpehlivan on 18/10/2010

 

alfrednobel_1Geçtiğimiz haftalarda dünyanın en prestijli ve tanınmış ödülü olan Nobel Ödülleri’nin bu seneki sahipleri açıklanmaya başlandı. Geleneğe göre sahipler daha önce açıklanmakla birlikte, ödüller Nobel ödüllerinin fikir babası ve Nobel Enstitüsünün kurucusu Alfred Nobel’in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık’ ta veriliyor. Nobel ödülleri ve Nobel ödülü hakkında çoğumuzun az ya da çok bilgisi vardır.Öğrenim yaşamımızdan, gazetelerden, televizyonlardan bu ödül hakkında birçok bilgi duymuşuzdur. Nobel’ in dinamiti bulduğu, bu sayede müthiş bir servet edindiği ancak dinamitin insanlığın yararına kullanılmadığı için vicdan azabı çektiği ve tüm varlığını gelecek kuşakların yararlanması için insanlığa armağan ettiği onun hakkındaki en yaygın malumattır. Bir de ufak bir dedikodu vardır. Nobel edebiyat ödülleri fizikte, kimyada, tıpta, edebiyatta ve barış alanında verilir ama matematik alanında verilmez, çünkü Alfred Nobel’ in yaşamında en çok sevdiği, aşık olduğu, değer verdiği kadın onu değil bir matematikçiyi tercih etmiş ve onu terk etmiştir. Bu kadın Viyanalı basit bir çiçek satıcısından başkası değildir
Nobel ödüllerinin fikir babası Alfred Nobel, 1833 yılında İsveç’ te doğmuştur. Ailesi daha o henüz 9 yaşındayken, St. Petersburg’ a göç etmiş ve Alfred çocukluğunun ve gençliğinin bir bölümünü Rusya’ da geçirmiştir. Alfred Nobel’ in babası, aynı oğulları gibi büyük bir mucittir; aralarında kontrplağın, sualtı mayınlarının bulunduğu birçok buluşa imza atmıştır. Sualtı mayınları ilk kez bizim tarihimizde de büyük önemi olan Kırım Savaşı’nda Ruslar tarafından Osmanlı, İngiliz, Fransız ve İtalyan ordularına karşı kullanılmıştır. Bu savaş esnasında, Rus Ordusu’na önemli miktarda silah satan Baba Nobel çok zenginleşmiş ama savaşın bitmesine müteakip, siparişlerin kesilmesi ve kötü yönetim sonucu işletmesi iflas etmiştir. Bu süreçte Alfred Nobel, özel hocalardan dersler almış, ilk gençlik çağlarından ise dönemin önemli bilim adamlarının laboratuarlarında Avrupa ve Amerika’ da çalışma olanağı bulmuştur.
Babasının iflası ve kendi Avrupa macerasından sonra Alfred Nobel baruttan daha etkili bir patlayıcı olan ne var ki basınç ve sıcaklığın etkisi ile kontrolsüz bir biçimde patlayan Nitrogliserin üzerine çalışmalarını yoğunlaştırmış ve nitrogliserinin güvenli biçimde korunmasının, taşınmasının ve kullanılmasının önünü açan Dinamiti bulmuştur. Dinamiti bulup patentini aldığında henüz 34 yaşındadır. Ona göre bu buluş, yeni yolların açılmasında, tünellerin kazılmasında ya da maden sahalarının etkinliğinin artırılmasına kullanılacaktır. Ancak insanlık onun buluşunu aynı anda çok daha fazla insanın öldürülmesinde kullanmayı ihmal etmeyecektir.
Alfred Nobel zıtlıkların insanıdır. Kimyacıdır, mühendistir ama hiçbir örgün eğitim kurumuna devam etmemiştir. Lise ve üniversite eğitimi yoktur ama 350 buluşa imza atmıştır, ana dili dışında 5 dili akıcı konuşabilmektedir.  İnsanlığı ve barışı sevmiştir ama yapmış olduğu buluşlar, ürettiği ürünler ile birçok insanın dolaylı olarak ölümüne yol açmıştır. Ömrü boyunca üç kadına aşık olmuş ama hiçbir kadın ona aşık olmamıştır. Teknik bir insandır ama buna karşılık edebiyata ilgisi ve yeteneği vardır. Babası müflis bir iş adamıdır ama kendisi ticari anlamda inanılmaz bir başarı göstermiştir. Milliyetçi, ülkesini seven bir insandır ama ülkesinde deney yapması yasak olduğu için, ülkesinden çok uzakta, İtalya’ da yaşama gözlerini yummuştur. Buluşları çok meşhur olmasına rağmen, yaşamında çok ünlü olmamıştır ancak öldükten sonra ismi güzel bir üne kavuşmuştur. Bilim insanıdır ama buna karşılık çok büyük bir iş adamıdır. Daha 19. Yüzyılda, 5 kıtada 20′ den fazla ülkede 90 fabrika kurmuştur. Kurduğu ticari imparatorluğu da bizzat kendi yönetmiştir. Çok zengin olmasına rağmen, çok mütevazi ve mazbut bir yaşam sürmüştür. Nihayetinde ise tüm servetini insanlığa armağan edecek bir iş şahsiyettir.
Alfred Nobel’in ölümünden 7 yıl önce, 1888 yılında kardeşi öldüğünde bir Fransız Gazetesi, kardeşinin değil onun öldüğünü düşünerek bir başlık atıyor “Ölümün tüccarı öldü. O,  insanlık tarihinde insanların en hızlı öldürülmesinin yöntemini keşfeden insan oldu ve böylece muazzam servetinin önünü açtı”. Bu başlık Nobel’i derinden etkiliyor ve öldükten sonra bir ölüm tüccarı olarak değil, insanlığa büyük hizmetleri olan bir kişi olarak anılmak istiyor. Vasiyetine göre tüm şirketleri, fabrikaları satılacak ve elde edilen para ile bir enstitü ve fon kurulacaktır. Bu fonun geliriyle insanlığa hizmeti dokunan bilim insanlarına ve politikacılara maddi değeri de büyük olan(yaklaşık 1 milyon €) Nobel ödülleri verilecektir. Bu ödül verilirken, ödül adaylarının milletinin ve inancının değerlendirme kriterleri açısından bir önemi yoktur, önemli olan bu ödüle layık olan kişinin, insanlığa getirdiği faydadır.
Nobel ödülleri 1901 yılından beri her sene fizik, kimya, tıp, edebiyat ve barış alanlarında verilmektedir. 1969 yılında İsveç Merkez Bankası sponsorluğunda, ödül dallarına iktisat da eklenmiş ve onun onuruna bu dalda ödül verilmeye başlanmıştır. Nobel ödülü 2010  yılına kadar 829 ayrı kişi, kurum ya da araştırma grubuna verilmiştir ve toplamda 70 civarında farklı ülke vatandaşı bu ödüle layık görülmüştür.  ABD 326 ödül ile başı çekerken, Almanya’ dan 103, küçük bir ülke olan Hollanda’ dan 19, Rusya’ dan 25 kişi(bir bölümü Ukrayna kökenli) bu ödüle hak kazanmıştır. Ülkemiz ne yazık ki, ödül alan alanlarda istenilen düzeyde başarı sergileyememiş ve 2006 yılında Orhan Pamuk’ un aldığı ödül dışında hiçbir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bu ödüle layık görülmemiştir. Bazılarımızdan duyar gibiyim ama bu ödüle bir parça da siyaset karışıyor, ülkelerin lobisi de önemli. Bir parça doğrudur bu söylem ama Pakistan’ dan 3, Mısır’dan 4, Cezayir’ den, Romanya’dan 3 ödül sahibi çıkmışken bu argüman da kanımca havada kalıyor.
Milletler, yalnız kurdukları devletler ile değil, kendi içlerinden çıkardıkları vatandaşları ile de insanlık tarihinde yerlerini alıyorlar. Sanatta, kültürde, sporda, bilimde, siyasette o milletin kültürü ile beslenen ne kadar çok liyakat sahibi, insanlığın ortak değerlerine katkıda bulunan isim sahibi çıkarsa, o ülkenin saygınlığı ve marka değeri artıyor. O ülke insanına, o ülkede üretilen ürüne, o ülkeden çıkan markaya bakış açısı değişiyor. Bu anlamda Nobel Ödülleri çok önemli bir vitrindir.  Bu vitrinde bu ülke insanı geçmişte çok fazla boy gösteremedi. Ancak eminim ki daha iyi eğitim ve araştırma olanakları ile, daha iyi lobiyle, daha çok çalışmak ve sebat etmek ile diğer alanlarda olacağı gibi, bu ülke insanın geleceği bu alanda da aydınlıktır.

Burak PEHLİVAN

Share on Facebook0Share on Google+0Share on LinkedIn0Tweet about this on TwitterPin on Pinterest0

Aşağıdaki butonları tıklayarak, yazıyı arkadaşlarınızla paylaşın!

Leave a Comment

Previous post:

Next post: