St. Petersburg Notları 2

by burakpehlivan on 19/07/2010

stpeter2Geçen haftaki yazımda St. Petersburg’dan genel olarak bahsetmiş ve şehirdeki birçok müzeden bazılarına değinmiştim. Bugün ise, bu olağanüstü şehri ve şehrin dışında kalan tarihi bölgeleri daha detaylı ele alacağım. Kuzey’in Venedik’i St Petersburg’u, ama dar ama geniş birçok caddesini sokağını arşınlayarak gezmenin mümkün olduğu gibi tıpkı Venedik’te Vaperetto’larla yapıldığı gibi şehri oluşturan kanalları tekneler ile gezmek de mümkün. Bu kanallardan birinde Devrimin Gemisi, “Aurora” demirlemiş durumdadır.Rusça’ da ismi, Kutup Işıltısı anlamına gelen gemi bir zamanlar Baltık Donanması’nın sancak gemisiymiş ve gemiden yapılan top ateşiyle “Ekim Devrimi” Bolşeviklere duyrulmuş ve devrim böyle başlamış. Bugün bu gemi, müze gemi olarak vazifesini yerine getiriyor Geminin demirlediği kanalın karşısında ise üzerinde bulunan yüksek kulesi ile dikkat çeken bir ada mevcut. Buradaki ana yapı, şehrin koruyucu azizleri olan Paul ve Peter adına inşa edilen Paul ve Peter Katedrali ve Hisarı’dır. Bu katedralin altında hemen hemen tüm çarların gömüldüğünü söyleyebiliriz. Hatta Bolşevikler tarafından öldürülen son çarın kemikleri de kısa bir süre önce çar önce kilise tarafından aziz ilan edildikten sonra buraya gömülmüştür. Tarih işte böyle bir şey. 90 yıl önce halk ve devlet düşmanı olmak ile suçlanıp asılan çar bugün “aziz” ilan edilerek taltif ediliyor.

Tarihe ve şehre olan bir saygı gereği olarak, Devrim’ den sonra bile, şehri kuran Romanov’ların, yani çar ailesinin anısına St. Petersburg’ da çarlığı kaldıran çar ve ailesini katleden Komünistler tarafından her gün, günün belli bir saatin de top atışı yapılmış. Bu gelenek günümüze kadar gelmiş durumda.  Peter ve Paul Katedrali’nin bulunduğu adanın hemen yanındaki adada ise ilginç başka bir yapı var. Birbirinden görkemli ve estetik kiliseleri ile ünlü St Petesrburg’un ilk cami bu yapı. Cami, açıldığı 1913 yılında, Osmanlı dışındaki Avrupa topraklarındaki en büyük camiymiş. Orta Asya cami mimarisinde inşa edilen cami, bugün de ibadete açık. Caminin inşa edilmesi için böyle bir yerin belirlenmesinin simgesel bir önemi olduğu açık.

St. Petersburg hakikaten mabetleri, kiliseleri ile meşhur bir şehir. 900 günlük Alman kuşatmasına ve ağır bombardımana, komünist dönemdeki yoğun tahribata rağmen, bu kiliselerden çoğu günümüze aslına yakın olarak gelebilmiş. Sovyetler Birliği zamanında çoğunluğu Ateizm Müzesi olarak değerlendirilen bu kiliselerin farklı ve özenli mimarisi hayranlık uyandırıyor. Bu kiliselerden biri olan, Kan Üstü Kurtuluş Kilisesi muazzam mimarisi ve süslemeleriyle dikkat çekiyor. Kentteki hakim mimari olan barok ve neoklasik yapıların aksine bu kilise eski Rus mimarisinde inşa edilmiş. Çar II. Alexandr’ ın öldürüldüğü yerde yapılmasında dolayı bu ismi alan kilise,  soğan kubbeli Rus Mimarisi’ nin şaheserlerinden biri. Bir başka önemli mabet,  Kazan Katedrali. Bu katedral, Rus ordusunun katedrali olarak kabul ediliyor. Napolyon’u yenilgiye uğratan general Kutuzov’un heykeli ve naaşı bu kilisede bulunuyor. Büyük general, . Napolyon’u yenmesi için gerekli güce ulaşabilmek için Allah’ a burada dua etmiş.  Bu kiliseyi çaprazdan gören 5-6 katlı binanın terasında ise şehrin en güzel ve trend restoranlarından Terressa füzyon mutfağı ve güzel manzarası ise şehrin çekim merkezlerinden biri.

Şehrin merkezindeki Izak Katedrali görülmesi gereken bir başka sanat şaheseri. Bu katedral neoklasik mimarisi ile dikkat çekiyor. Kilisenin karşısındaki meydan da ise şehrin kurucusu Petro’nun tasvirlendiği Bronz Süvari heykeli bulunuyor. Bu heykel,  Ruslar için o kadar önemli ki, II. Dünya Savaşı’nda Alman Bombardımanlarına karşı bu heykel özel yöntemler ile korunmuş, çünkü bu heykel yıkılırsa şehrin düşüşünün kolaylaşacağına inanılmış.

Şehrin dışında gezilmesi gereken iki önemli nokta var. Bunlardan ilki Peterhof. Fin Körfezi’nde yazlık sarayı içeren parkları ve bahçeleri ile meşhur Peterhof’ a gitmek için en iyi ulaşım aracı hızlı deniz otobüsleri. Mesafe yaklaşık 40 deniz mili.  Peterhof’ta, Petro ve ondan sonra gelenler yazlık sarayın çevresine büyük kaynaklar aktararak müthiş bahçeler yaratmışlar. Burada,  St. Petersburg’ un ikliminde yetişmesi mümkün olmayan bitkileri yetiştirmeye çalışmışlar. Bahçesi ile sarayı ile, görkemli fıskiyelileri görülmesi kaçınılmaz olan bu yere, biz İstanbullular’ ın Adalar’ a gitmemiz gibi, değişik bir esinti almak için çok sayıda Rus da ziyarette bulunuyor. Ne yazık ki, Rusya’ da turizmin en gelişmiş olduğu bu şehirde, Peterhof gibi önemli bir yerde doğru düzgün yiyecek, içecek bir şeyler bulmak zor. Halbuki, burada batı tarzı güzel müze lokantalar hizmet verse, hem buraya gelen turistler memnun olacak, hem de müzeye ciddi bir gelir kapısı açılacak.

Şehrin 25 km kadar güneyindeki Tsarskoe Tselo yani Çarlar Köyü’nde ise barok mimarisinde yapılmış Katerina Sarayı’nı ve neoklasik üslüpta inşa edilmiş Alexander Sarayı’nın, birbirinden güzel bahçeleri ve anıtları ile gezebilirsiniz. Katerina Sarayı’nın hemen yanında “Lise” bulunuyor. İlk mezunları arasında Rus Dili’nin büyük şairi Puşkin’in bulunduğu, bizzat çar tarafından açılan ve onun himayesinde eğitim faaliyetlerini sürdüren Rusya’ nın lise adlı ilk kurumu olan “Lise” aslına uygun olarak korunmuş. Bu liseyi gezdiğinizde Rusya İmparatorluğu’na siyasi, ekonomik ve kültürel anlamda büyük katkıları olmuş lise mezunlarının aslına uygun olarak korunmuş odalarını, dershanelerini, kütüphaneleri gezmek mümkün.

Şehirden ayrılmadan yapılması gereken bir şey daha var, o da gece yaşamına kapılmadan ana kanaldaki köprülerin açılmasını seyretmek. Kentte yer alan köprülerden 22’si yıl içerisinde gemilerin geçtiği zamanlarda, geceleri açılarak gemilere yol veriyor. Ana kanalda gece yarsından sonra gerçekleştirilen köprü açılma işlemi tam bir seyirlik. Turistler birbiriyle müthiş bir ahenkte açılan  köprülerin açılışını  daha iyi görebilmek için nehir kenarında yer tutma yarışına girişiyorlar

. St. Petersburg bu iki hafta zarfında anlatmaya çalıştıklarıma sığdırılamayacak kadar görkemli ve zengin bir şehir. Bu şehri özel yapan, şehir yapılması için hiç uygun olmayan bir yerde yalnızca üç yüz yıllık bir sürede, böyle bir şaheseri meydana getirebilmek. Ruslar büyük bir millet demiştim ama sanırım bizim tarih kitaplarının da Petro’ya hak ettiği unvanı geri vermesi gerekiyor, zira böyle büyük eserler ancak büyük insanlar tarafından meydana getirilebiliyor.

 

Burak PEHLİVAN


Share on Facebook0Share on Google+0Share on LinkedIn0Tweet about this on TwitterPin on Pinterest0

Aşağıdaki butonları tıklayarak, yazıyı arkadaşlarınızla paylaşın!

Leave a Comment

Previous post:

Next post: