Türkiye, Kültürü ve Sanatı ile de Büyük Ülke Oluyor

by burakpehlivan on 18/04/2013

Kiev, 13 nisan akşamı Ukrayna Türk Toplumu açısından tarihi anlardan birine tanıklık etti. O akşam, Anadolu Ateşi Troy Gösterisi, Ukrayna’nın en prestijli temsil salonu olan Ukrayna Sarayı’nda 4.000’e yakın izleyiciyle buluştu. Bu gösteri önemliydi zira herkes biliyordu ki, bu gösteri kaynağını, kökünü bizim topraklarımızdan alan, Türkiye’nin, Türkler’in kaydadeğer bir sanatsal, kültürel faaliyetiydi. Son yıllarda ekonomisi, sanayisi hızla gelişen, özgüveni artan, bölgesinde ve dünyada söz sahibi olma iddiasında olan bir ülkenin sanatta, kültürde var olmadan bunu başarması söz konusu olamaz. Devletlerin yumuşak gücü olarak nitelendirilebilecek bu tür faaliyetler en az ekonomik ve siyasi güç kadar çağımızda önem kazanıyor.

Ukrayna Sarayı’nın koltuklarını dolduran binlerce sanatsever arasında kimler yoktu ki? Başta bir önceki kabinenin dışişleri bakanı, yeni kabinenin ise kudretli başbakan yardımcısı Konstantin Grişenko olmak üzere bakanlar kurulu üyeleri, cumhurbaşkanlığı idaresinin üst düzey yöneticileri, eski ekonomi bakanı oligark Petro Paraşenko, milletvekilleri, 40’ı aşkın ülkenin büyükelçileri, Ukraynalı ve Türk işadamları, diplomatlar, sanatçılar… Her biri farklı statülerde, farklı konumlarda, farklı mesleklerde olan bu insanların ortak noktası ise temsil bittiğinde gerçekleşen performansı dakikalarca ayakta alkışlamalarıydı.

Troy gösterisinde, Homeros’un İlyada destanına ve tarihsel gerçeklere kısmen bağlı kalınarak, bir kurgu yapılmış. Bu kurgunun içerisine Zeybek de, Yunan halk dansları da, Karadeniz’de, İç Anadolu da, Kafkas yöresi de kendince yer bulmuş. 80’den fazla dansçı bir makine uyumuyla gösteriyi gerçekleştirirken, konu da, koreografi de, sahne ayrıntıları da seyircinin büyük beğenisini kazanıyor. Bu birkaç saati geçmeyen oyunu biz seyirciler izlerken elbette o oyunun gerisinde yaşanan onlarca yılın emeğini, sıkı çalışmayı ve oyunun burada Kiev’de sergilenmesi için harcanan emeği fark etmiyoruz.

Türkiye artık Dünya markaları çıkarma yolunda ilerliyor. Bunu yaparken ise hem kendisinin ülke olarak markalaşması hem de kendi bünyesinden çıkan markaları, kurumları, toplulukları hatta bireyleri markalaştırması gerekiyor. Daha doğrusu bu iki süreç birbirini besleyerek, destekleyerek gelişiyor. Hava taşımacılığında Türk Havayolları global marka olmayı başarmak üzere, belki de başardı. İsminde bile Türk sözcüğünü içeren bu şirketimizin başarısı, marka değerinin artması, hizmet kalitesinin ilerlemesi, ülkemize de bakışı aynı oranda iyileştiriyor, geliştiriyor. İç pazarımız büyüdükçe, ülkemiz dışa açıldıkça, firmalarımız dış rekabet ile olgunlaştıkça hem bu firmalarımız markalaşacak hem de marka değeri artan ülkemiz ve markalarımız arasında oluşacak sinerji(bereket) markalaşma sürecini daha da hızlandıracak. Bunun en iyi örneklerinden birini bugün ekonomik açıdan kötü günler geçirse de marka değerini en azından bu coğrafyada kaybetmeyen İtalya’dan ve İtalyan markalarından görmüyor muyuz?

Bu noktada Anadolu Ateşi gibi bir dans grubu, Türk Havayolları gibi bir şirket ya da Yunus Emre Türk Kültür merkezleri gibi kurumlar; Doğu Avrupa’yı, Arap coğrafyasını popülaritesi ile kasıp kavuran Türk dizileri ya da sporcularımız, spor takımlarımız, sanatçılarımız hep aynı amaca hizmet etmiş oluyor. Sonuç itibarıyla bu başarılar ülkemizin marka değerini geliştiriyor; ülke imajımız parlarken, ülkemizde üretilen ürünlerin değeri artıyor, dolayısıyla vatandaşlarımızın refahında iyileşme meydana geliyor.

Anadolu Ateşi Troy, Ukrayna’nın, dolayısıyla Ukrayna’daki Türk iş dünyasının çok zor ekonomik şartlarda bulunduğu bir dönemde Kiev temsilini gerçekleştirdi. Böyle büyük projeler büyük finansal imkanlar istiyor ve organizatörlerin tek başına altından kalkabilecekleri yükler getirmiyor. Projeyi başlangıç aşamasından beri takip ediyorum. Bu büyük başarıda, teşekkür edilmesi gereken çok sayıda kişi, kurum var. Bunların başında elbette organizatör Selahattin Atalay geliyor. Atalay, en zor zamanlarda, hiçbir sponsor bulamazken bile projeyi gerçekleştirmekten vazgeçmeyen, “büyük zarar etsem bile bu gösteriyi ülkem, Türk kültürünün Ukrayna’da daha iyi tanınması adına mutlaka gerçekleştireceğim” diyen bir işadamı, sanatsever olarak öncelikle her türlü övgüyü hak ediyor.

Organizasyonun her aşamasında maddi ve manevi olarak süreci destekleyen Türkiye Cumhuriyeti Kiev Büyükelçiliği ile Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı teşekkür edilmesi gereken iki kurumumuz. Ukrayna’da kar elde edilemediği ve küçülme bütçelerinin yapıldığı bir dönemde sponsor olan Türk şirketleri ve Türk yöneticilere sahip global firmaların payı da organizasyonun bu kadar başarlı gerçekleşmesinde hiç kuşkusuz büyük. Bir büyük aferin de, üyelerinin aidat öderken bile zorlandığı bu zamanlarda Anadolu Ateşi Troy’un Kiev temsilini hem üye firmaları teşvik yoluyla hem de kendi kurumsal yapısıyla her daim destekleyen ve hiçbir yardımı esirgemeyen Türk Ukrayna İşadamları Derneği’ne. Yurtdışındaki Türk işadamları dernekleri üyelerine katkıda bulundukları, dayanışmaya önem verdikleri gibi, ülkelerinin sanatına kültürüne destek oldukça, hayır faaliyetlerinde bulundukça varlıklarına anlam kazandırıyorlar.

Anadolu Ateşi Troy gösterisi, gösteriye katılan binlerce Ukraynalı ve yabancı gözündeki Türkiye imajına bir parça daha olumlu katkıda bulundu. Gösteri sırasında arkamdaki koltukta oturan Ukraynalı oligark, siyasetçi, medya patronu Paraşenko yanındaki yardımcısına oyun hakkında övgüler yağdırıyorsa, Yunan Büyükelçisi, diğer ülke büyükelçilerine Yunan tarihinin önemli bir bölümü dansla ancak bu kadar iyi anlatılabilir diyorsa, Ukrayna Sivil Havacılık Dairesi başkanı, THY Ukrayna genel müdürüne “siz Türkler her alanda hatta sanatta bile nasıl bu kadar iyi olabiliyorsanız” diye soruyorsa ve başbakan yardımcısı Grişenko, oyun sonrası resepsiyonda “bu temsil belki de hayatımda izlediğim en iyi gösteri” diye katılımcılara seslenebiliyorsa; bu, organizasyona katkıda bulunan herkesin başarısıdır. Ukrayna’da görünür biçimde Türkiye algısının geliştiği bu dönemde ülkemizin imajını daha da perçinledi bu temsil. Ancak kelimelerimi sonlandırırken bir de küçük eleştirim olacak hepimize. Böyle bir organizasyonun tanıtımı, PR’ı çok ama çok daha güçlü yapılmalıydı. Biz Türkler ne yazık ki çok deneyimli olmadığımız bu alana; yaptığımızı göstermeye, tanıtmaya daha fazla emek, kaynak aktarmalıyız.

Burak PEHLİVAN

Share on Facebook183Share on Google+0Share on LinkedIn3Tweet about this on TwitterPin on Pinterest0

Aşağıdaki butonları tıklayarak, yazıyı arkadaşlarınızla paylaşın!

Leave a Comment

Previous post:

Next post: